sadsad x
asdasd
Genetik Yapı ve Hayat Nizamı

GENETİK YAPI VE HAYAT NİZAMI

Varlık olarak, insanın yaratılışında iki temel öge vardır: Beden ve ruh. Bunların mahiyeti birbirinden farklı olmakla birlikte, birbiri için “olmazsa olmaz” bir bağa sahiptir. Beden yoksa ruh, ruh yoksa beden “bir başlarına” insan olmaz. Hatta bu ikisi bir arada “dünyalı varlıklar içerisinde” en mükemmel ve en şerefli bir konuma sahipken, birbiriyle bağlarını koparmaları hâlinde ne hayatta kalabilirler ne de varlıklarının “dünya hayatı bakımından” bir anlamı kalır. Beden çöp olur toprağa karışır, ruh da asıl merciine geri döner. Tıpkı beden gibi… Bu durum “dünya hayatı söz konusu olduğunda” böyledir.

Fakat insan, sadece iki farklı mahiyete sahip unsurun “öylesine” bir araya gelmesinden mürekkep bir varlık değildir. İnsanı oluşturan kombinasyonlar vardır ve bunların tamamına biz “Fıtrat” diyoruz. Bu bakımdan fıtrat, insanın mahiyetine biçim veren ve insanı anlamlandıran ilâhî şifrelerin bütünüdür. Beden ve ruh, yaratıldıkları cevherlerin niteliği bakımından farklıdırlar. İşte fıtrat, onlara bir arada “anlamlı” birlik kazandıran ana cevherdir.

Daha kapsamlı bir yaklaşımla şöyle ifade edebiliriz: İnsan fıtratı; biyolojik genetiği ile ahlâk genetiğinden mürekkep bir yapıdır. Bu yapıya, fıtratıyla uyumlu olmayan bir unsuru eklemlemeye kalkışırsanız, onun fıtratını deforme edersiniz ve saf özelliğini bozarsınız. Fıtratın mahiyetinde bulunan bir ögeyi çekip alırsanız, onu yine deforme etmiş ve saf özelliğini bozmuş olursunuz. Böyle bir muamele neticesinde “hiç istenmeyen sonuçlarla” karşılaşmak mukadder olur. Fıtratın tahribatı, insanı hem bedenen hem de ahlâken çökertir, özünü çürütür. Sadece biyolojik genetiğine “eksilterek veya yabancı unsur eklemleyerek” müdahale etmek de fıtratı bozar, sadece ahlâk genetiğine “benzer biçimde” müdahale etmek de fıtratı bozar.

Bugünkü bilgilerimize göre genetik temel kod, her canlı için özel olarak tasarlanmış ve belli bir düzenle işleyişi programlanmış bir yapı ile, sorunsuz veya sorunlu gibi hareket ederek kendisi için önceden belirlenip sınırları çizilmiş bir zamana kadar varlığını sürdürmektedir. (Uzm. Dr. Celalettin Peru)

Buna göre; biyolojik bakımdan “başta insan olmak üzere” tüm canlıların genetik kodları, her bir canlının biyolojik ve fiziksel özelliklerini, yani tabii yapısını belirler. Yaratılış insan zekasının ve iradesinin bir ürünü olmadığına göre, yaratıcı kudretin şifrelediği kodları “her ne şekilde olursa olsun” değiştirmeye kalkışmak, insanı “geri dönüşü mümkün olmayan” fasit sistem mühendisliğine teslim etmek anlamına gelir.

Ahlâkın mahiyeti bakımından fıtratın bir parçası olan genetik değerler için de benzeri şeyler söz konusudur. Allah’ın öngördüğü ve insan fıtratına kodladığı değerler, insan ahlâkının genetiğini oluşturur. Bu yapının ifsadına yönelik olarak geliştirilen her saldırı, insanın “aklî-rûhî-manevî” maraza düçâr olması anlamına gelir ki, bu durum insan biyolojisi üzerinde vuku bulan genetik deformasyondan daha tehlikeli sonuçlara yol açar. Zira aklen, rûhen ve manâen buhrana düşen insan için, ne kendi cinsinin ne de başka canlıların bir önemi kalır. Yer yüzünde sahih aklın asla onaylamayacağı, vicdanın asla kabul edemeyeceği hadiselerin “olağan” görülmeye başlaması, ahlâk genetiğindeki tahribatın düzeyine işaret eden en önemli ölçüdür.

Doğal hayatın da bir fıtratı vardır. Doğal hayatın “kendi fıtratı üzere” devri daim edebilmesi için, bu yapının aslî yasalarına uygun olmayan unsurları ona eklemlemekten kaçınmak gerekir. Zira aksi yapılacak olursa, yapılan her şeyi bir süre sonra kusar; hatta kusmakla kalmaz, kendisine müdahale eden her canlıyı şiddetle cezalandırır. Nitekim gıda sektörünün hayvanlar ve zirai ürünler üzerinde “maddi kazanç uğruna” işleme soktuğu hormonal savaşlar, henüz kuluçka dönemini tamamlamamış olsa da, sadece insanların değil, tüm canlıların hayatını tehdit etmeye başlamıştır bile! Bilimsel gelişmelerin ve teknolojik devrimlerin akıl sınırlarını zorladığı yüz yılımızda, yatırımların önemli bir payını ilaç ve hastahane sektörünün almış olmasına rağmen, insan sağlığının “tüm zamanların” en ağır tehditlerle yüz yüze kalması kesinlikle tesadüf değildir. İşi organ nakline kadar götüren sektör babaları, umutlarını “kaçırılıp organları parçalanan” çocuklara bağlamış görünüyor!

Şifayı tabiatın fıtratında aramak yerine, fıtratı kimyasal ilaca mahkum edecek bir fesada mecbur kalınması, ahlâkla birlikte ümidin de tükendiğini göstermektedir. İçinde bulunduğumuz dönemde, vahim fakat gerçek olan budur.

Ormanları yok etmek, dağları yamaçları bırakıp tarım arazilerine şehirler kurmak, suyu ve havayı kirletmek, doğal hayatın fıtratına saldırı anlamına gelir. Elbette bunun bir karşılığı olmalıdır. Nitekim insanlık, bunu topyekün olarak hissetmektedir. Tabii hayatın fıtratına kasdetmek, topyekün hayata kasdetmektir!..

Özellikle metropollerde, bilhassa İstanbul gibi devasa şehirlerde trafiğin kilitlendiği; o nedenle bir ilçeden en yakın diğer ilçeye ulaşabilmek için saatlerce yolda mahsur kaldığımız olur. İşte bu durum, sosyal hayatın genetik dokusuna berbat bir müdahale yapıldığı anlamına gelir. Tıpkı, ana damarları tıkanan bir insanın kalp krizi geçirmesi gibi bir şeydir bu. Damarlar tıkanınca kan akışı olmaz, kalbe kan gitmeyince bünye çöker. Teferruatını öğrenmek için lütfen ilgili hekimlere müracaat ediniz.

Milyonlarca aracı bir kaç şeritlik yola sürüklemek, o yolun tıkanmasını, dolayısıyla araç trafiğinin kriz geçirmesini kaçınılmaz kılar. Yolları “kan taşıyan” damarlara benzetirsek, yolların tıkanmasının insan hayatını psiko sosyal bakımdan hangi sorunlara itebileceğini anlayabiliriz. Buna rağmen pek çok insan “kalp krizi geçirdiğini” anlamayabiliyor. Bunun gibi, sosyal hayatın ve doğal dengenin genetiğine yapılan insafsızca müdahalelerin meydana getirdiği veya getireceği tahribatı anlamazlıktan gelen insanların sayısı da hayli fazla.

Hülâsâ olarak Fıtrat, Allah’ın koyduğu şifrelerden mürekkep, dokunulması yasak olan bir mukaddestir. Nitekim tabii hayatın da, sosyal hayatın da fıtratı ve dokunulmaz kılınmış şifreleri vardır. Bu bakımdan fıtrata aykırı bir muamele, doğrudan Allah’ın ayetine müdahale olacağı için, fıtratın fesadını kaçınılmaz kılar. Bu durum, fıtrat sahibinin tabii hayatını bozup tarumar etmeye ve huzurunu kaçırmaya kafidir. O nedenle insan, yasa koyucunun kendisine armağan ettiği genetik kodlara, yani Kur’an’a tabi olmalı, hem kendi fıtratını hem de doğal hayatın fıtratını korumalıdır. Dünya hayatını yaşanılır kılmanın başka bir yolu yoktur!..

26.03.2016
Salih Küçük

T-Soft E-Ticaret Sistemleriyle Hazırlanmıştır.